Harem-i Şerif’in yaklaşık 2 kilometre kuzeyinde, sarp dağların eteğinde yer alan bu mukaddes kabristan, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in “ne güzel bir kabristandır burası” buyurarak onurlandırdığı, İslam dünyasının en kıymetli hazinelerinden biridir. Buranın kalbi ve en büyük manevi ağırlığı, Resulullah’ın (S.A.V.) en zor zamanlarında ona sarsılmaz bir imanla destek olan, malını ve canını İslam yoluna feda eden “Müminlerin Annesi” Hz. Hatice-i Kübra (R.A.) validemizin burada metfun bulunmasıdır. Sadece Hz. Hatice değil; Peygamber Efendimiz’in dedesi Abdülmuttalib, amcası Ebu Talib ve İslam’ın ilk yıllarında tevhid davası uğruna büyük bedeller ödeyen pek çok güzide sahabe ve tabiin bu mübarek topraklarda istirahat etmektedir.
Cennetü’l-Mualla ziyareti, bir mümin için sadece bir kabristan gezisi değil; İslam’ın Mekke yıllarındaki o çetin mücadelesini, ilk Müslümanların gösterdiği destansı sabrı ve Peygamber sevgisinin ne denli büyük bir adanmışlık gerektirdiğini iliklerine kadar hissetme anıdır. Günümüzde Suudi Arabistan’ın şehirleşme çalışmalarıyla çevresi değişse de, kabristanın içindeki o vakur ve huzurlu hava, asırlar öncesinin manevi iklimini bugün hala ziyaretçilerine sunmaktadır. Burası, her yıl hac ve umre ibadeti için Mekke’ye gelen milyonlarca müslümanın, İslam’ın temellerini atan o büyük büyüklere vefa borcunu ödemek, onlara dualar ve selamlar göndermek için büyük bir edeple uğradığı eşsiz bir rahmet kapısıdır. Cennetü’l-Mualla’nın kapısında durmak, faniliği derinden hissetmek ve ebedi hayata göç etmiş o muazzam ruhların izinde, İslam sancağının bugünlere hangi fedakarlıklarla ulaştığını tefekkür etmek demektir.


